Kitap İncelemeleri: Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat

İlk kitap inceleme yazım bu sıralar sosyal medyada da çok popüler olan bir yazar ve onun en sevdiğim kitabıyla olsun istedim. 
Stefan Zweig, ne zaman bir kitabını okusam hep daha çok hayran kalmama sebep olan bir yazar. Bence psikolojik öykülemeyi en başarılı şekilde ortaya koyan yazarların başında geliyor. Psikolojik öyküleri sevmeyen sıkıcı bulan herkes en azından bir kere olsun Zweig okusunlar derim. Hatta okumaya birazdan paylaşacağım kitabıyla başlayabilirler.
Bir kadının yaşamından yirmi dört saat, tutkularının peşinden giden bir kadının bir gününü ele alıyor. Sanki bir günah çıkarma da diyebilirim. İçinde yaşadığı hayattan sıkılmış yıllarca tek hayatı eşi ve çocukları olmuş, artık dışarıdaki dünyaya kendini atmak isteyen ve bir gece ailesini terk edip giden bir kadın. Kitaba konu olan bu yirmi dört saat bir kumarhanede başlıyor ve orada etkilendiği hırs ve tutku dolu genci hayatına almasıyla devam ediyor. 
Hepimizin hayatında mantığımıza kulak tıkayıp duygularımızın peşinden gittiğimiz, kontrolümüzü kaybettiğimiz, hata yaptığımız zamanlar olmuştur. Belki okurken birçoğunuz tutkuları için ailesini terk eden bu kadını suçlayabilir, ona kızabilirsiniz. Ama ben okurken biraz olsun ona hak verdim. 
Kitap konusundan dolayı sanki ağır bir psikolojik roman gibi algılansa da Zweig, en yalın haliyle insan ruhunun derinliklerine inmeyi başarmış diyebilirim. Okurken asla sıkılmayacağınıza hatta başından kalkmadan tek solukta bitireceğinize garanti veriyorum.Bu 67 yıllık hayatın öyküsü sizi içine çekecek ve uzun süre etkisinden çıkamayacaksınız. 
Kitaptan en çok hoşuma giden bölümden bir alıntıyla yazımı sonlandırmak istiyorum.
"Kızgınlığımı ve çaresizliğimi anlatamam size. Yine de benimle empati kurmaya çalışın. Bir insan için bütün yaşamınızı bir kenara itiyorsunuz, o ise elinin tersiyle kayıtsızca kovduğu bir sinekten daha fazla değer vermiyor size."





Stefan Zweig 1881 yılında Viyana'da doğdu. 
Babası varlıklı bir sanayiciydi. Viyana ve Berlin'de eğitim gördü. 
Birçok ülkeyi dolaştıktan sonra Birinci Dünya Savaşı sırasında, Zürih'e geldi. 
Savaş karşıtı kişiliğiyle tanındı. 
1919-1934 yılları arasında Salzburg'da yaşadı, 1938'de İngiltere'ye, 1939'da New York'a gitti, birkaç ay sonra da Brezilya'ya yerleşti. 
Avrupa'nın içine düştüğü duruma dayanamayarak 1942 yılında karısıyla birlikte intihar etti. 
Çok sayıda denemesi, öyküsü, uzun öyküsü ve romanı yanında, büyük bir ustalıkla kaleme aldığı yaşam öyküleriyle de ünlüdür.


Bir sonraki kitapta görüşmek dileğiyle,
herkese iyi okumalar..



Yorumlar